26 Ocak 2010 Salı
19 Ocak 2010 Salı
sinir oluyorum.
Milliyetçi değilim.
Şovenist hiç değilim.
Faşist hiç ama hiç değilim.
Kafatasçı mıyım ? K harfini duyduğumda kaçıyorum.
Bilinçsiz miyim ?
Umursamaz mıyım ?
Hayır.Hayır.
Sinirli miyim ?
Evet.
Sinir oluyorum. Ben sadece işimi yapıyorum mantığıyla , ülkenin yetiştirdiği bir daha gelmicek bir değerin , bir gazetecinin katilinin peşinden koşan , onu şımartan , yücelten , var olması teknik bir hata olan bir varlığı popüler yapan , neler yaptığını da unutturan gazetecilere sinir oluyorum. 30 sene önce bir değerin katledilmesine göz yuman liderlerine '' saygıdan '' bugün konu hakkında tek kelime edemeyen , katili karşılayan insancıkların yaptığı bozkurtun sahibi , bunu sahiplenmeyen , sorulan sorulara cevap bile vermeyen '' lidere '' sinir oluyorum.
O katili koruyan korumaların benimle ortak bi nokta taşıdıklarına inanmaya , televizyonda Sakaryalılar Korudu yazısını görmeye sinir oluyorum.
Düzeltilemeyecek zihniyetin çaresizliğine , her şeyin aynı kalıcak olmasına sinir oluyorum.
Umursamayan insanlara sinir oluyorum.
Ülkeyi haraç ekonomisine döndüren hükümete sinir oluyorum.
Kendi dininden korkan ve onunla korkutan bir ülkeye sinir oluyorum.
Kendi delik ayakkabılı vatandaşını öldürtmeye göz yuman güçlere sinir oluyorum.
Bir yandan da düşünüyorum. Ben bunları yazmıcaktım .Her zaman ki gibi ya kendimden yada senden bahsedicektim. A dan B şehrine doğru 50 km ile yol alan bir öss arabası gibi giderken arada ki C şehrini unuttum. O ' nu nasıl es geçebilirdim ki ? Burası bizim yolda durup sıcak çay içtiğimiz yer.Yediğimizin içtiğimizin geldiği yer. Yiyip bitirdiğimiz bizim yer.
Her yerde karşımıza çıkan yol kenarındaki mavi bir levha.
Peki tüm bunlara karşılık ben bir vatansever miyim ?
Eğer kendi aşkından bahsedip , duygusal sömürüyle kafa şişiren aşağıdaki yazılardan sonra başladığım bu yazı burda bitiyorsa , korkup kaçılası bir evet geliyor benden .
Şovenist hiç değilim.
Faşist hiç ama hiç değilim.
Kafatasçı mıyım ? K harfini duyduğumda kaçıyorum.
Bilinçsiz miyim ?
Umursamaz mıyım ?
Hayır.Hayır.
Sinirli miyim ?
Evet.
Sinir oluyorum. Ben sadece işimi yapıyorum mantığıyla , ülkenin yetiştirdiği bir daha gelmicek bir değerin , bir gazetecinin katilinin peşinden koşan , onu şımartan , yücelten , var olması teknik bir hata olan bir varlığı popüler yapan , neler yaptığını da unutturan gazetecilere sinir oluyorum. 30 sene önce bir değerin katledilmesine göz yuman liderlerine '' saygıdan '' bugün konu hakkında tek kelime edemeyen , katili karşılayan insancıkların yaptığı bozkurtun sahibi , bunu sahiplenmeyen , sorulan sorulara cevap bile vermeyen '' lidere '' sinir oluyorum.
O katili koruyan korumaların benimle ortak bi nokta taşıdıklarına inanmaya , televizyonda Sakaryalılar Korudu yazısını görmeye sinir oluyorum.
Düzeltilemeyecek zihniyetin çaresizliğine , her şeyin aynı kalıcak olmasına sinir oluyorum.
Umursamayan insanlara sinir oluyorum.
Ülkeyi haraç ekonomisine döndüren hükümete sinir oluyorum.
Kendi dininden korkan ve onunla korkutan bir ülkeye sinir oluyorum.
Kendi delik ayakkabılı vatandaşını öldürtmeye göz yuman güçlere sinir oluyorum.
Bir yandan da düşünüyorum. Ben bunları yazmıcaktım .Her zaman ki gibi ya kendimden yada senden bahsedicektim. A dan B şehrine doğru 50 km ile yol alan bir öss arabası gibi giderken arada ki C şehrini unuttum. O ' nu nasıl es geçebilirdim ki ? Burası bizim yolda durup sıcak çay içtiğimiz yer.Yediğimizin içtiğimizin geldiği yer. Yiyip bitirdiğimiz bizim yer.
Her yerde karşımıza çıkan yol kenarındaki mavi bir levha.
Peki tüm bunlara karşılık ben bir vatansever miyim ?
Eğer kendi aşkından bahsedip , duygusal sömürüyle kafa şişiren aşağıdaki yazılardan sonra başladığım bu yazı burda bitiyorsa , korkup kaçılası bir evet geliyor benden .
Sus pus.
'' .... yapamadım. Koştum tütüncüye , kalem , kağıt aldım. Oturdum. Ada'nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra öptüm. Yazmasam deli olucaktım. ''
Seni hatırlamak , kendime yakın hissetmek istedim. Seninle aynı şeyleri hissetmiş olmayı diledim. O yüzden belki de senin benim gibi küstüğün , kaçıp gittiğin o diğer Ada ' nın sokakları hala tenha şimdilerde. Ne gelen var ne de giden , esen rüzgardan başka.
Yıllar geçti üstünden hal hatır sormadan . Rüzgar ne yaprakları döktü dallarından , yağmur ne toprakları yarattı tekrardan çamurdan. Ama hala birileri çakısıyla oymadan , hatta kaleme ihtiyaç duymadan yazsa bile , o birileri aynı cümleyi yıllar sonra tekrar söyleyebiliyor , deli olmanın eşiğinden dönüyor.
Yazmasam deli olucaktım Sait Amca.
Seni hatırlamak , kendime yakın hissetmek istedim. Seninle aynı şeyleri hissetmiş olmayı diledim. O yüzden belki de senin benim gibi küstüğün , kaçıp gittiğin o diğer Ada ' nın sokakları hala tenha şimdilerde. Ne gelen var ne de giden , esen rüzgardan başka.
Yıllar geçti üstünden hal hatır sormadan . Rüzgar ne yaprakları döktü dallarından , yağmur ne toprakları yarattı tekrardan çamurdan. Ama hala birileri çakısıyla oymadan , hatta kaleme ihtiyaç duymadan yazsa bile , o birileri aynı cümleyi yıllar sonra tekrar söyleyebiliyor , deli olmanın eşiğinden dönüyor.
Yazmasam deli olucaktım Sait Amca.
diyalektik
tez : görmek , inanmaktır.
antitez : görmek , iki gözden daha fazlasını ister.
Görmek eylemi bu kozmosa bizden başka atılmış her mahlukatın da sahip olduğu gibi basit bir yetenekse , bu çöplüğün yegane kralı olarak kendimizi gören biz insanlık niye gördüğümüz her şeye inanma ihtiyacını hissederiz ? Yok mudur bizim düşüncelerimiz ? Düşünemez miyiz , sorgulayamaz mıyız , gerektiğinde karşımızdakine karşı koyamaz mıyız , gerçeği görmek için duvarın son tuğlasının ardından diğer tarafa bakamaz mıyız ? Kulagımıza tanıdık bir ses , diğer tarafta çimenin daha yeşil oldugunu fısıldayana dek boynumuzu yukarı kaldırmaya , bakıp da görmeye cürret edemez miyiz ?
Oluklarından göz yaşları akıtan bu kuyuların karanlık dibi daha ne kadar görüşü engellemeye devam edebilir ?
Sisler içinde bir sus bulutu sözleri kesmeye daha ne kadar dayanabilir ?
Ben artık dayanamıyorum , hala agzım sımsıkı kapalı bir şekilde.
antitez : görmek , iki gözden daha fazlasını ister.
Görmek eylemi bu kozmosa bizden başka atılmış her mahlukatın da sahip olduğu gibi basit bir yetenekse , bu çöplüğün yegane kralı olarak kendimizi gören biz insanlık niye gördüğümüz her şeye inanma ihtiyacını hissederiz ? Yok mudur bizim düşüncelerimiz ? Düşünemez miyiz , sorgulayamaz mıyız , gerektiğinde karşımızdakine karşı koyamaz mıyız , gerçeği görmek için duvarın son tuğlasının ardından diğer tarafa bakamaz mıyız ? Kulagımıza tanıdık bir ses , diğer tarafta çimenin daha yeşil oldugunu fısıldayana dek boynumuzu yukarı kaldırmaya , bakıp da görmeye cürret edemez miyiz ?
Oluklarından göz yaşları akıtan bu kuyuların karanlık dibi daha ne kadar görüşü engellemeye devam edebilir ?
Sisler içinde bir sus bulutu sözleri kesmeye daha ne kadar dayanabilir ?
Ben artık dayanamıyorum , hala agzım sımsıkı kapalı bir şekilde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
